Bayramın Ardından: Değişen Gelenekler ve Kaybolan Eski Tat

Bir bayramı daha geride bıraktık; acısıyla, tatlısıyla… Peki bayramlar eskiden de bu kadar yavan ve anlamsız mıydı? Bu soruyu sormadan edemiyor insan.
Eskiden bayram sabahları, günün ilk ışıklarıyla birlikte camilere bayram namazı için koşulurdu. Çocuklar bayramlıklarını giymek için sabırsızlanır, bir an önce dışarı çıkıp bayram ziyaretlerine başlamak isterdi. Bayram ziyaretlerinin en heyecanlı kısmı ise geleneksel bayram harçlıklarıydı.
Bayramdan günler önce hazırlıklar başlardı. Anneler baklava, börek gibi lezzetleri hazırlar, babalar evin eksiklerini tamamlar, dedeler torunlarına verecekleri harçlıkları ayarlardı. Nineler ise kız torunları için mendiller, çoraplar hazırlardı. Çocuklar ise kim ne kadar bayram harçlığı verecek diye liste yapar, en çok verenleri başa, az verenleri sona yazardı.
Öğlene kadar harçlıklar toplanır, erkek çocuklar mantar tabancası alıp beline takar, kendini adeta bir kral gibi hissederdi. Kız çocukları ise topladıkları paralarla mendil ya da çorap alırdı. İşte bayram böyle yaşanırdı; sade ama anlam dolu…
Günümüzde ise bu hazırlıkların neredeyse hiçbiri kalmadı. Maddi durumu iyi olan küçük bir kesim, aylar öncesinden otel rezervasyonu yaparak bayramı tatilde geçiriyor. Ancak toplumun büyük çoğunluğu için durum çok farklı.
Birçok kişi bayramı evinde geçiriyor; yakın akraba ve komşu ziyaretleriyle sınırlı bir şekilde… Büyükler televizyon karşısında vakit geçirirken, bazı yaşlılar ise torunlarına harçlık verememenin mahcubiyetiyle evden uzaklaşmayı tercih ediyor.
Bir diğer kesim ise memleketine gitmek istiyor ancak artan ulaşım maliyetleri nedeniyle bu planını gerçekleştiremiyor. Bilet fiyatlarını görenler, yola çıkmak yerine evlerinde kalmayı seçiyor.
Kısacası, eski bayramların o sıcaklığı, o coşkusu ve o paylaşım ruhu giderek kayboluyor. Geriye ise sadece bayramın adı kalıyor.

