
15 Nisan 2026 | Köşe Yazısı
İsrail’in İran’a saldırmasının asıl amacı Lübnan’ı işgal etmek mi? Yaşanan olaylara biraz daha yakından bakıldığında bu sorunun cevabı daha anlamlı hale geliyor. Bölgedeki gelişmeler incelendiğinde, İsrail’in sadece İran’ı hedef almadığı, daha geniş bir stratejik plan doğrultusunda hareket ettiği yönünde güçlü işaretler ortaya çıkıyor.
Bunlardan ilki su kaynakları meselesidir. İsrail’in su ihtiyacının süreklilik arz eden bir sorun olması, bu ülkeyi çevre ülkelerdeki kaynaklara dolayısıyla komşularına bağımlı hale getirmektedir. Çevresindeki ülkelerle sorunlu ilişkiler yaşayan İsrail açısından Lübnan’daki Hasbani-Wazzani Nehri büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra Litani Nehri de İsrail’in geleceği açısından stratejik bir konuma sahiptir. Litani’nin bölgedeki en önemli su kaynaklarından biri olması ve çevresindeki tarım arazilerinin son derece verimli olması bu önemi artırmaktadır. Ayrıca Litani Nehri doğal bir sınır hattı oluşturmaktadır.
Bu durum yeni değildir. 1919 yılında 1. Dünya Savaşı sonrası Paris Barış görüşmelerinde İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Gurion ve ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann tarafından ortaya konulan haritada, İsrail’in kuzey sınırı olarak Litani Nehri gösterilmiştir. Ancak bu talepler, Sykes-Picot Anlaşması nedeniyle hayata geçirilememiştir.
İkinci önemli başlık ise tarımdır. Lübnan’ın güneyi, ülkenin en verimli topraklarını barındırmaktadır. Hizbullah’ın uzun yıllar Tarım Bakanlığı üzerinde etkili olmak istemesinin temel sebeplerinden biri de bu verimli alanlardır. Bu bölgede üretilen tarımsal ürünlerin kontrolü hem ekonomik hem de siyasi güç anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu alanların, patlayıcı yapımında kullanılan bazı maddelerin depolanması açısından da stratejik kullanıldığı iddiaları bulunmaktadır.
Üçüncü ve belki de en kritik konu ise Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarıdır. Bölgedeki hidrokarbon rezervleri, ülkelerin geleceğini doğrudan etkileyecek düzeydedir. İsrail mevcut rezervlerini üretim aşamasına taşırken, Lübnan ve Filistin için yapılan araştırmalar da dikkat çekici sonuçlar ortaya koymuştur. Lübnan açıklarında yaklaşık 865 milyon varil petrol ve 96 trilyon metreküp doğalgaz rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Filistin’de ise yaklaşık 1.6 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu ifade edilmektedir.
Ancak bu rezervler üzerinde henüz tam anlamıyla üretim aşamasına geçilememiştir. Son bir yıldır İsrail’in bölgedeki saldırılarına karşı uluslararası toplumun yalnızca sözlü tepkiler vermesi, somut bir yaptırım uygulanmaması dikkat çekmektedir. Bu durum, İsrail’in ilerleyen süreçte işgal ettiği bölgeleri ilhak ederek bu kaynaklar üzerinde hak iddia etmesinin önünü açabilir.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in İran’a yönelik hamlelerinin tek başına ele alınamayacağı açıktır. Bölgedeki su, tarım ve enerji kaynakları üzerindeki hakimiyet mücadelesi, Lübnan’ın stratejik önemini daha da artırmaktadır.
Sonuç olarak görülüyor ki; İran denkleminden çıkmakta zorlanan İsrail ve Amerika, sert bir jeopolitik gerçeklikle karşı karşıya kalmış durumdadır. Ancak bu durumu kabullenmek yerine farklı stratejilerle süreci yönetmeye çalıştıkları da açıkça görülmektedir.

